Portre: Haydar Zorlu
Sinematografik ve gurur verici başarı hikayesi...
​Suat Umutlu
22.05.2026
 
*
Değerli okurlar,
​Bazı insanlar yaşadıkları çağa sığ(a)maz; insanlığın ortak hafızasını, geçmişten geleceğe yazılmamış sahnelerini adeta bir düş'ün zaman yolcusu gibi (d)okurlar.
 
Eğer, insanlığın tüm kazanımlarında ya da büyüleyen hikâyelerinde doğru ya da yanlış gideni sahnede göz göze, kulak kulağa anlaşılır kılmak bir vazife ise; yaşamımızdaki renkli yansımanın adı "Tiyatro"dur.
 
Antik Yunan felsefeci ​Platon'un; dünyayı "idealar" yani kusursuz hakikatler ve "gölgeler" yani yaşadığımız dünya olarak  ayırıp, sanatı "gölgelerin gölgesi" veya "gerçekliğe tutulan bir ayna" diyerek küçümsemesine karşılık öğrencisi Aristoteles ise hayatı yeniden inşa eden olarak görür ve eseri Poetika’da:
​"Tarihçi olmuş olanı yani çıplak gerçekliği, sanatçı ise olabilir olanı yani olasılıkları anlatır. Bu yüzden sanat, tarihten daha felsefi ve daha üstündür" der. Bu minvalde tiyatronun amacı;
hayatın çıplak gerçekliğini aynen kopyalamak değildir; aksine hayatın içindeki evrensel doğruları ve "olabilir olanı" sahneye taşıyarak, içimizdeki korku ve acıma gibi duyguları uyandırarak ruhu temizlemektir diyebiliriz ki, tam bu noktada, modern bir kalemin farkındalık yaratan dizeleri:
 
​"Işığı aramak; kurtuluşu, bilgiyi, hakikati hep bir yerde sanmaktır. Bir öğretide, bir kişide, bir anda. Bu yüzden yol uzar, bekleyiş ağırlaşır... Oysa ışık bulunacak bir şey değil, hatırlanacak bir hâldir. Hatırladığında aydınlanmazsın sadece perde düşer... Ve perde düştüğünde anlarsın; ışık dışarıdan gelmez..."
 
​İşte tiyatro, insanlığın o bitmeyen hakikat arayışında dışarıda bir kurtarıcı, bir ışık aratmaz; sahneye tutulan o projektör aslında insanın kendi içine dönmesini sağlar. Oyuncunun canlandırdığı her eylemle seyircinin zihnindeki yanılsama perdesi de düşer ve "insan" kendi içindeki gizli bilgelikle yüzleşir.
 
Değerli okurlar,
Anadolu topraklarındaki amfi tiyatroların taşlarına sinen binlerce hikâye var. Size,
İzmir- Şirince'de Efes’in o tarihi ruhuyla
kurduğu küçük amfide; felsefeyi, aşkı ve coşkuyu bu toprakların enerjisiyle harmanlayan güçlü bir sanatçıyı, haddim olmayarak tanıtmak istiyorum.
 
O, kameraların önünde, hafızalara kazınan dizilerde ve sinema filmlerinde canlandırdığı karakterlerle milyonlerin kalbine dokunan, evine konuk olan bir aktör olsa da tüm enerjisini zirveyi hedeflediği tiyatronun meydanına taşıyan; popüler olanla elit olanı, ekranla sahneyi ustaca dengeleyen gerçek bir usta...Kıtalararası bir kültür elçisi olarak dilleri ve sınırları yok eden: "Daha fazla başınızı öne eğmeyin! Zira bu topraklar her daim, her dilde yeniden yaratır" diyen bir felsefe insanı da...
 
Alman filozof Arthur Schopenhauer: "Sıradan bir insan zamanını nasıl harcayacağını düşünür; oysa deha ve vizyon sahibi insanlar o zamanı nasıl değerlendireceğini ve çağı nasıl aşacağını planlar" demiş. İşte o,
"Almanya’da henüz 12 yaşında iken ‘Erlkönig’ adlı şiirini severek sundum ve ‘Genç Werther’in Acıları’ kitabını derste işlerken hayranlık duydum" dediği yazarın ünlü eseri Faust'a da tutkulu;
"Türkiye’de okulların duvarlarında "Hayatta En Hakiki Mürşit İlimdir" yazıyor. Atatürk’ün bu sözünü kendilerine şiar edenler ister istemez birer "Faust" oluyorlar. Buna "Ülküm, hep ileri gitmektir" ve "Doğruyum, çalışkanım" eklenince kimse içimizdeki Faust’u durduramaz ki!" diyen öyle biri ki, felsefeci Prof.Dr.Şahin Filiz'in de, "doğası gereği 'an'da var olan ve perdesi kapandığında seyircinin belleğine emanet edilen bir sanattır", tiyatronun bu büyük sanatçısını asla "unutmayalım" dediği kişi; Johann Wolfgang von Goethe’nin¹ Faust’undan Mustafa Kemal Atatürk’ün kurduğu Cumhuriyet’e uzanan  küresel köprüyü kuran Haydar Zorlu'dur.²
 
Değerli okurlar,
Faust’un metni anlaşılır bir şekilde okunduğunda; Faust düşünen bir doktor, Mephisto dişlerini gösteren bir köpek ve Gretchen ise masum bir kız karakteri olarak ortaya çıkıyor.
 
Kuran-ı Kerim "Oku" kelimesi ile başlar ve Faust'un okumadığı hiçbir şey de kalmamıştır.​ ​Artık her şeyi aşmış ve öğrenecek bir şey kalmadığına inanan Faust, yeryüzündeki sınırlı yaşamının acısından kurtulmak için ruhunu Mephisto’ya, yani şeytana satar. Mephisto, bunun karşılığında Faust’u bilgi hastalığından kurtaracaktır ki, bir cadının hazırladığı iksirle Faust’un gençleşmesini sağlar. O, artık genç, yakışıklı ve Gretchen'e âşık bir adamdır. Keza Gretchen de: "Onsuz bir yer mezar olur bana. Bütün bu dünya, eğer o yoksa yanımda, yaşanmaz daha" diye duygusunu ifade ediyor. Yani bir tarafta Gretchen aşk sarhoşluğuna dalıp etrafında olup bitenlerden habersiz 
Gretchen, diğer tarafta düşünmeyi bile bırakan aşık Faust var ama her şeye hâkim olan şeytan Mephisto’nun beklentisi Faust’un yenilgisiydi. Faust ve Gretchen'in insan olarak yaşadıkları aşk onu şaşırtır, zira Faust’a tuzak kurmuş hatta genç, güzel ve masum bir kızı "adak" olarak sunmuştu. Neticede onların aşkı, bütün büyük aşklar gibi tragedya gereği Gretchen’in ölümü ile biter.
 
Goethe, ikinci bölümde Faust’u ve Mephisto’yu Ege kıyılarına gönderir. Faust, çağın birçok karakteri ile felsefi sohbet ve tartışmalara dalıp, bilgiye olan susuzluğunu az da olsa giderse de aşkı aramaya devam etmektedir:
​"Gördüğüm nedir bu büyülü aynada… Bu kadar hoş! / Tanrısal bir tablo bu! / Ey aşk, ver bana kanatlarının en hızlısını / Ne olur, götür beni onun diyarına! / Güzel olabilir mi bir kadının resmi böyle? / Bu bir rüya! Eyvah, çıldıracak gibiyim..." dediği Antik Çağ’ın güzellik simgesi Helena ile evlenir. Zeki ve yakışıklı oğulları Euphorion ise tüm uyarılara rağmen uzakları görebilmek için çıktığı yükseklerden düşerek erken ölür.
 
Goethe, Euphorion karakterini Lord Byron’ı³ düşünerek yazmış olup yaklaşık 100 yıl sonra bu topraklar, tıpkı Euphorion gibi insanları derinden etkileyen kendi Euphorion’unu ortaya çıkarır. Öyle ki, Goethe’nin hayal edip ancak müzik ile ifade ettiğinden öte Cumhuriyet adlı eseriyle Modern Türkiye’nin kurucusu olan Egeden birini, Selanikli Mustafa Kemal Atatürk.
Bilinmelidir ki,  ​Euphorion’un bestelediği şarkılar da Cumhuriyeti simgeler. İkisi de eserler yaratmış, fakat erken ölmüşlerdir. Euphorion öldükten sonra söylenenler aslında bugüne ait gibi:
​"Nerede olursan ol, seninleyiz! Bu dünyadan ayrılsan da kalbimiz hep seninle. Senin eserin ve cesaretin eşsizdi. Bu dünyanın mutluluğu için doğdun, büyük güce sahiptin. Ve ne acı ki! Erken gittin. Eğer en kötü gününde kan kaybı yaşayan halk sessizliğe bürünüyorsa, yeni şarkılar, eserler yaratın! Daha fazla başınızı öne eğmeyin! Zira bu topraklar her daim yeniden yaratır."
 
Alman tiyatro yazarı ve şair Friedrich Schiller: "Tiyatro, tüm sanatların birleştiği yerdir; orada insan, insana, insanla ve insanca anlatılır. Sahne, hakikatin ve özgürlüğün en yüksek kürsüsüdür" der ki, Cumhuriyet kurulduktan 26 yıl sonra, Faust ancak 1 Ekim 1949 yılında Ankara’da Devlet Tiyatrosu’nun açılışında, Atatürk'ün aydınlanma vizyonunu sahneye taşıyan önemli Cumhuriyet sanatçılarından Muhsin Ertuğrul’un yönetiminde ilk kez Türkçe oynanmıştır.
 
Değerli okurlar,
Yukarıda Helena ile Faust’un oğulları Euphorion (Coşku), bu topraklarda Mustafa Kemal Atatürk ve Cumhuriyet olarak vücut buldu demiştik. İşte sanatçının sahnede aradığı, peşinden gittiği şey tam olarak bu bitmeyen coşku ve aydınlanma ateşidir. Bu yüzden onun yolculuğu sadece Faust’un çalışma odasında sınırlı kal(a)mazdı. İçindeki o durdurulamaz Faust, en nihayetinde bu toprakların kendi öz destanına çıkacaktı:
Türk edebiyatının dünya çapında şair ve oyun yazarı Nazım Hikmet'in Kuvayı Milliye Destanı...
 
Goethe’nin Ege kıyılarına gönderdiği Faust’un "kâinatın esrarını arayışı" ile Nazım Hikmet’in Anadolu topraklarında "sarışın bir kurda" benzettiği Mustafa Kemal’in "memleket sevdası" onun oyunculuğunda aynı nehirde birleşince, biri insanlığın evrensel hakikat arayışı diğeri ise bu halkın o hakikati toprağıyla, kanıyla ve canıyla var etme mücadelesi oluyor.
 
Bir sanatçı düşünün ki, Alman edebiyatının en felsefi eseri Goethe’nin Faust'unu bu toprakların aydınlanma devrimiyle, Kur'an'ın "Oku" emriyle ve Atatürk’ün ülküsüyle harmanlıyor, çocuk yaşında başlayan Goethe hayranlığıyla sahnede bir oyun(cuy)a dönüşüyor ve yaşayan bir gelenek haline getiriyor...
Düşünen Profesör Faust, kötülüğün maddesi Mephisto ve masumiyetin sesi Gretchen yeniden canlanıyor; güzel Helena ile Faust’un evliliği alelade bir aşk değil, batının aklı ile doğunun ruhunun, geçmiş ile geleceğin Ege'nin sularında kaynaştığı ve bu birleşmeden doğan Euphorion ise kabına sığmayan bir heyecan oluyor.
 
Tasavvuf şairi ve düşünürlerinden Mevlânâ'nın ifadesiyle, ​"Sanat; pergelin bir ayağı merkezde sabit, diğeriyle tüm dünyayı gezmek gibidir. Doğu’nun derin ruhunu Batı’nın felsefesiyle sahnede bir eylem kılmaktır." 
 
Şirince’deki Faust'un çalışma odasından yankılanan o ses, sahnedeki o oyun bizi bugünlere getiriyor ve içimizdeki sönmeyen Cumhuriyet coşkusu adeta aydınlanma ateşi oluyor.
 
Gerçekten geçmişi, bugünü ve geleceği kendi sahnesinde yeniden var eden bir kültür insanı için yazılan şu satırlar, gerçeğin kanıtı olmalıdır:
 
​"Faust, Türkiye’de ve dünyada hiç uyumadı, hiç tozlanmadı ve hiç unutulmadı. Zira onu unutturmamayı kendine hayat amacı edinmiş, ruhunu tıpkı Dr.Faust gibi bu esere adamış bir “sanat dervişi” var. “Tek bir esere ömür adamak delilik gibi geliyor,  Faust Türk sahnesinde yoktu!” dedikleri yıllarda o kutsal deliliği adeta bir dünya seyyahı gibi 17 yıldır Türkçe, Almanca ve şimdi de İngilizce olarak yaşatan Zorlu’nun oyun listesine bakmak dahi azminin haritasını okumak demektir...
 
Faust'un 2009’da İstanbul Alman Başkonsolosluğu’nda ilk sahnelenmesi sonrası 2010’da Oberhausen Şehir Tiyatrosu’nda ayakta alkışlanması aslında bir devrimin de habercisi gibidir. Ardından gelen 307 temsil: İstanbul’un sahneleri, Çin yolculuğu, Güney Afrika turnesi, Avrupa sahneleri ki, bu, Türk tiyatrosunun ve bir Türk sanatçısının evrensel bir metinle dünyayla kurduğu köprüdür.
 
Unutmayın! Haydar Zorlu, Dr. Faust’u oynarken, aslında sahnede dev bir kadro var gibidir. O, Mefisto’nun kurnazlığı, Faust’un arayışı ve Gretchen’in dramı onun tek bedende, tek nefesindedir. 
Eğer bir gün yolunuz Şirince’ye ya da Zorlu’nun sahne aldığı herhangi bir yere düşerse, bu “deliliğin” aslında ne kadar muazzam bir “adanmışlık” olduğunu kendi gözlerinizle göreceksiniz. Haydar Zorlu’ya koca bir alkış borçluyuz. Hatırlayanlara selam olsun, ama asıl selam, unutturmayanlara!" — Şahin Filiz
 
Değerli okurlar,
İşte, felsefeyle dokunmuş, sinematografik bir görkeme sahip ve bu topraklar adına gurur verici evrensel aydınlanma yolculuğunda bir izleyicinin sözü: "Hissederek oynayan vatansever bir tiyatro emekçisi. Hem yaşadı hem de yaşatarak bizlere güç verdi."
 
İyi ki varsınız Haydar Zorlu,
Aleykümselam Şahin Filiz...
 
Suat Umutlu 
22 Mayıs 2026
 
*
​Not: Goethe'nin Faust'u, Eitorf Theater am Park'ta Beethoven'la buluşuyor.
Müzik: Sophos Duo grubundan piyanist
​Ani Ter-Martirosyan ve viyolonsel sanatçısı Sam Lucas.
Dans: Hofgarten Bale Okulu
Işık/Efektler: Jem Saylor
Sanat Yönetmeni ve Yapımcı: Ray Wilkins
Sahne Şirince/Haydar Zorlu ile küresel kültür buluşmasının mevcut programı,
06.10.2027 İngilizce/İlk kez
08.10.2027 Almanca
10.10.2027 Türkçe 
 
DİPNOTLAR:
​¹ Johann Wolfgang von Goethe (1749 – 1832): Alman şair, oyun yazarı, romancı ve doğa bilimcidir. İki bölümlük başyapıtı "Faust", insanın kâinatın sırrına vakıf olma arzusunu, bilgi hastalığını, iyilik ve kötülük arasındaki ezeli savaşı ve ruhun arınma yolculuğunu anlatan evrensel bir aydınlanma metnidir.
 
​² Haydar Zorlu (d. 4 Mayıs 1967, Mikail Köyü, Karlıova, Bingöl): Türk-Alman tiyatro ve sinema oyuncusu olup İlkokul eğitimi sonrası yerleştiği Almanya'da Köln Üniversitesi'nde Hukuk eğitimini bırakarak Felsefe Fakültesi Germanistik (Alman Dili ve Edebiyatı), İspanyolca, Siyasal Bilimler ve Pedagoji eğitimi, sonra New York'ta Bob McAndrew Studio’sunda sinema oyunculuğu eğitimi alır. 
1997 yılında Almanya Devlet tiyatro ve sinema oyuncusu unvanını aldı.
​1991 yılında Alman WDR kanalında "Ver elini Türkiye" adlı dizide başrol oynadı. Almanya'da Tatort, Ein starkes Team, Anrheiner ve Avusturya Devlet Televizyonu'nda (ORF) yayınlanan Oben Ohne dizisinde başrol ve bu dizinin devamı niteliğindeki Türk Gelin sinema filmini 2010'da çekti. Dortmund Operası'nda ve birçok Alman şehir tiyatrosunda görev aldı. 1991'den beri hayalini kurduğu Faust projesini gerçekleştirmek için televizyon kariyerine ara verir. Faust'un 2009'daki İstanbul prömiyerinin ardından Çin, Güney Afrika ve Avrupa turneleriyle dünya çapında 307 temsile ulaştı. 2021 yılında tiyatrosunu İzmir'in Selçuk ilçesine bağlı Şirince Köyü'ne taşıyarak çalışmalarına kurucusu olduğu Sahne Şirince'de devam etmektedir.
 
​³  Lord Byron (George Gordon Byron, 1788 – 1824): 19. yüzyıl İngiliz edebiyatının en büyük şairlerinden. Aristokrat bir aileden gelmesine rağmen sıra dışı yaşamı, yakışıklılığı, çağının toplumsal kurallarına, saray monarşilerine ve dogmalarına meydan okuyan asi bir karakter... Edebiyatta yaratmış olduğu hırçın, gizemli, melankolik ama özgürlüğüne tutkunluğu bugün bile dünya edebiyatında "Bayronik Kahraman" olarak adlandırılmaktadır. Goethe, Byron’ın kuralları yıkan bu kabına sığmaz enerjisine ve şairliğine büyük bir hayranlık besliyordu ki, onun Yunanistan’ın Osmanlı’ya karşı başlattığı ayaklanmaya destek vermek için gittiği cephede 36 yaşında trajik bir şekilde hayatını kaybedince çok üzülür ve Faust’un ikinci bölümünde, hep daha yükseğe uçmak isterken yere düşerek erken yaşta ölen Euphorion (Coşku) karakterini doğrudan Lord Byron’ın anısına yaratır ve ölümsüzleştirir. 
Kısaca trajik bir Romantik Çağ kahramanı...

KUVAYİ MİLLİYE DESTANI – FAUST – DON JUAN

 

Tiyatro sanatçısı Haydar Zorlu toplamı yaklaşık 5 saat süren bir üçleme (triloji) ile hem Cumhuriyetin kuruluşu ve modernleşme çağına, hem de Atatürk'ün şu sözlerine ışık tutmaktadır. KUVAYİ MİLLİYE DESTANI  ‘Ya istiklal, ya ölüm’ - FAUST ‘Hayatta en hakiki mürşit ilimdir’ - DON JUAN ‘Fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür’ anlamına da gelmektedir.

Oyunda birinci bölüm Nazım Hikmet’in yazdığı KUVAYİ MİLLİYE DESTANI - ‘Ya istiklal, ya ölüm’ benzersiz bir varoluş mücadelesi sonucu kurulan Cumhuriyetin nasıl zor şartlarda kazanıldığını anlatmaktadır. İkinci bölüm ise, 26 yıl süren üretim ve eğitim çabaları sonucu, Devlet Tiyatrosu'nun törenle açılışı ve dünya edebiyatının en önemli eserlerinden biri olan FAUST'un Ankara Büyük Tiyatro'da oynanması, Cumhuriyetin kazanımlarının sembolik bir örneğidir.
Üçüncü bölüm DON JUAN ise bazen sanıldığı gibi bir zampara ile zamanımızı boş yere harcamak değildir. ‘Fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür’ bir karakter üzerine kurulu bir düşence zinciridir.

 

Modern çağın Avrupa kültür tarihi iki mit veya efsane ortaya çıkarmıştır.
Biri sadece bedensel-duygusal haz için çabalayan Güney Avrupa, yani Akdeniz’in Don Juan’ı, diğeri ise bu tür ihtiyaçları aslında bir zaaf olarak reddeden ve dünyanın en derinlerinde neler varmış kavramak isteyen Kuzey Avrupa’nın Faust’udur.

Bu her iki kahramanın, daha doğrusu iki rakip olan Faust ve Don Juan’ın birbirlerine benzemelerinin sebebi arzularında sınır tanımamalarıdır. Tüm baskılardan kendini kurtarıp özgür olmaya çalışan Don Juan’ın peşinde koştuğu hayal onu ölüme götürür. Burada ölüm olgusu, kadınları baştan çıkarma eyleminden daha fazla varlığını hissettirmektedir. Don Juan, sonunun ölüm olacağının farkında ve bedelinin ne olacağının bilincindedir. Hiçbir af ve merhamet istememesinin nedeni burada yatmaktadır.

Faust ve Don Juan Haydar Zorlu’nun kalemiyle bir çevirinin ötesinde Türkçe’ye kazandırılmış birer oyundur.

KUVAYİ MİLLİYE DESTANI

'Ya istiklal ya ölüm!'


Dörtnala gelip Uzak Asya'dan
Akdeniz'e bir kısrak başı gibi uzanan
bu memleket bizim.
Bilekler kan içinde, dişler kenetli, ayaklar çıplak ve ipek bir halıya benzeyen toprak,
bu cehennem, bu cennet bizim.
Kapansın el kapıları, bir daha açılmasın,
yok edin insanın insana kulluğunu,
bu davet bizim...
Yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür
ve bir orman gibi kardeşçesine,
bu hasret bizim...`

 

Bir Müzik ve Şiir Şöleni

Yazan: Nazım Hikmet

Yöneten ve Uyarlayan: Haydar Zorlu

Müzik/Piyano: İlhan Tonger

Oyuncular: Haydar Zorlu - Hande Günözü - Ali Ulusoy

Teknik: Mustafa Ayvacık
Koordinasyon: Fatih Akbaş
Yapımcı: Mücella Kantaroğlu
(Arasız - 60 Dakika)

FAUST

'Hayatta en hakiki mürşit ilimdir'

 

Oyunun Analizi Aslıhan Göktuğ:
'Faust Goethe'nin yarattığı şahane bir karakterdi evet ama onun tiyatroya uyarlanması da ancak bu kadar güzel olabilirdi. Yani Faust...'


İçerik:
Her şeyi aşmış ve artık öğrenecek hiç bir şeyi kalmadığına inanan Doktor Faust, yeryüzündeki sınırlı yaşamın acısından kurtulmak için ruhunu Mephisto'ya yani şeytana satar. Mephisto, bunun karşılığında Faust'u bilgi hastalığından kurtaracaktır. Oyunda bir cadının hazırladığı iksirle Faust'un gençleşmesi sağlanır. Artık genç ve yakışıklı bir adam olan Faust, Gretchen adında güzel bir kızla karşılaşıp ona aşık olur. Bu güzel kızın Faust'un tutkusundan kurtulmasının yolu yoktur artık.

Yazan: Johann Wolfgang von Goethe
Yöneten: Natalia Murariu
Uyarlayan, Çeviren ve Oynayan: Haydar Zorlu

DON JUAN

'Fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür'

 

Aşık Veysel`in bu dörtlüğü üzerine kurulu bir tiyatro oyunu:

`Hayal bana yakın, yar bana uzak, 
Sevdası başımda dolanır gitmez.
Aşkına düşeli ar bana uzak
Yüz bin öğüt versen biri kâr etmez.


Oyunun Analizi Aslıhan Göktuğ:
'Don Juan Efsanesi, seyirciye yeni bir bakış açısı katıyor. İşte benim için oyunun en önemli özelliği de aşılmaması gereken sınırları göz ardı etmeden yenilikçi bir tutum ile kurgulanmış olmasıdır. Yani Don Juan...'

Yazan ve Yöneten: Haydar Zorlu
Oynayan: Haydar Zorlu ve Burcu Ertürk Kılıç

''21 Ekim Pazartesi Kadıköy Belediyesi Erenköy Gönüllüleri Kültür ve Sanat Komitesinin etkinliği, Caddebostan Kültür Merkezi’nde Büyük şair Nazım Hikmet’in Kuvayi Milliye Destanı, işgal edilen tüm ülkelere ve ezilen haklara örnek olan Ulusal Kurtuluş Savaşı’mızın yalın ve bir o kadar içten anlatıldığı tiyatro oyunu çoşkuyla hayranlıkla izlendi. İlhan Tonger’in özgün müzikleri, Ali Ulusoy’un trombonu, Hande Ulusoy’un replikleri ve Tiyatro Sanatçısı Haydar Zorlu’nun muhteşem oyun gücü izleyiciler tarafından alkışlandı. Erenköy Gönüllüleri Başkanı Necla Yılmaz Karaman plaket ve teşekkür belgesi takdiminden sonra izleyicilerle hoş sohbet edildi. Fotoğraf çekildi.'
Erenköy Gönüllüleri

''Muhteşem bir oyun seyrettik.Oyun değil gerçekti aslında. Kuvayı Milliye ruhuyla coşkulu seyirci ve şahane oyunculuk enfes müzik eşliğinde...
Final Nazım Hikmet 'leydi .Başka ne olabilirdi zaten.?
Teşekkürler emeği geçen herkese teşekkürler ERENKÖY Gönüllü Evi .
Başkanımız Necla Karaman 'ın başarılarının devamını diliyorum.'
Olcay Demircioğlu

Emekli Tümamiral Soner Polat

 

Emekli Tümamiral Soner Polat:

'Milli duyguları kabartan muhteşem bir gösteri!
Haydar Zorlu bu oyunda olağanüstü başarılı!'

Soner Polat komutanımızın anısına, Salı 01.10.2019, Saat 20.30 Barış Manço Kültür Merkezi, Kadıköy Moda'da KUVAYİ MİLLİYE DESTANI'nı oynadık. Ruhu şad olsun.

Faust’ İzmir’de
Dünya Edebiyatı’nın vazgeçilmezi GOETHE’nin 50 yıldan fazla üzerinde çalışıp yazdığı FAUST, Şirince Şiirce Geceleri kapsamında 9 Eylül akşamı Haydar Zorlu’nun eşsiz uyarlaması ve oyunculuğu ile Sanatbahçem Şirince’de...

https://veryansintv.com/faust-izmirde/

 

KUVAYİ MİLLİYE DESTANI

Yazan: Nazım Hikmet

Uyarlayan ve Yöneten: Haydar Zorlu
Müzik/Piyano: İlhan Tonger
Oynayan: Haydar Zorlu

 

Koordinasyon: Erkan Yücel Kültür Merkezi, Kadıköy

Hande Ulusoy, Ali Ulusoy
 

Teknik: Mustafa Ayvacık

 

(Tek Perde - 60 Dakika)

Biletler

ERKAN YÜCEL KÜLTÜR MERKEZİ  T. 0216-449 28 36

 

https://www.aydinlik.com.tr/cumhuriyet-bayrami-nda-sirince-de-kuvvayi-milliye-destani-kultur-sanat-ekim-2018-1

Tiyatro sanatçısı Haydar Zorlu, Cumhuriyet Bayramı’nda büyük şairimiz Nazım Hikmet’in Kuvvayi Milliye Destanı’nı, İzmir/Selçuk Şirince köyünde zeytin tarlaları arasında kendi yaptığı amfi tiyatroda oynadı.

Zorlu oyuna ilişkin şöyle konuştu: ‘Mücella Kantaroğlu ile 2012 yılında İstanbul’da kurduğumuz ilk Türk ve Alman Tiyatrosu Sanat Odası / KunstRaum olarak Şirince’nin yakınında Karıncalı Yokuş mevkiinde bulunan zeytinliğimizde, Nazım Hikmet’in yazdığı Kuvvayi Milliye Destanı ile seyircinin karşısındayız. Dört yıl boyunca zeytin, zeytinyağı ve incir ürettiğimiz araziye elektrik, su ve yol getirerek üretimi güçlendirdik. Sonra kalacağımız bir bakıcı evi ve küçük bir amfi tiyatro inşa ettik. Bugün burada Cumhuriyetimizin 95. yılını kutlarken çok yakınımızda bulunan Efes Antik tiyatrosuna, binlerce yıl öncesine selam gönderiyoruz.

 

2 bin 500 yıl önce de yaşanmış olduğu gibi biz Efesliler ve misafirlerimiz amfi tiyatrodan denize bakarak güneşin batımını izleyerek tiyatro oyununa geçiyoruz. Fakat bu sefer bu topraklarda yaşanmış ve sonra büyük şairimiz tarafından yazıya dökülmüş bir destanı seyirciye sunuyoruz.’
 

İZMİR MARŞI’YLA SONLANDI

Oyunun müzikleri Erkan Yücel Kültür Merkezi (EKM) Başkanı, sanatçı İlhan Tonger tarafından yapıldı. Tonger’e, EKM öğretmenlerinden Simge Saktaş kemanıyla eşlik etti. Oyunu izlemeye, Görev Vakfı Başkan Yardımcısı, Ulusal Kanal Genel Yayın Koordinatörü, Basın Yüksek Konseyi üyesi Yalçın Büyükdağlı, eşi Mehpare Büyükdağlı , besteci ve müzik eğitimcisi Mustafa Polat, Almanya’dan eski Verdi Sendika Başkan yardımcısı Margaret Mönig-Raane, Şirince ve Selatin köylüleri, İzmir’den, Karaburun’dan, civardaki köylerden ve ilçelerden çoşkulu bir izleyici kitlesi geldi.


Oyun, katılımcıların alkışları ve hep birlikte İzmir Marşı’nı söylemesiyle sona erdi. Aydınlık 31.10.2018

Muammer Karaca Tiyatrosu'nda FAUST
'55 yıl boyunca burada sahneye çıkan birbirinden önemli isimleri ağırlamasıyla bilinen Muammer Karaca Tiyatrosu’nun çürümeye terk edilişi ilk kez belgelendi. 
Kurulduğu günden bu yana İstanbul’un ve Türkiye tiyatrosunun lider mekanlarından biri olmuş; yalnızca yapı olarak değil, aynı zamanda 55 yıl boyunca burada sahneye çıkan birbirinden önemli isimleri ağırlamasıyla bilinen Muammer Karaca Tiyatrosu’nun çürümeye terk edilişi ilk kez belgelendi...'

OdaTV'nin haberi >>

'İstanbul sahnelerinde “Faust”

Ünlü Goethe’nin ünlü “Faust”’unu
80 dakikaya uyarlayarak çeviren ve tek kişi olarak sahneleyen Haydar Zorlu’yu
26 Haziran akşamı Muammer Karaca Tiyatrosu’nda seyrettim. Goethe’nin şiirindeki müzikaliteyi vermek için giriş tiradını Almanca olarak verdi. Metni anlamanın lüzumu yoktur, sadece yazarın orijinal dilindeki ve şiirindeki usta müzikaliteye dikkat etmek gerekir. Haydar Zorlu, Almanya’da büyüyen gençlerden ve bu dili iyi biliyor. Türkçe de sergilemesi ise plastik yönden bir ustalıktı. Salonun dolu olması, klasik tiyatroya ve Goethe’ye duyulan bu ilgi bence çok sevindirici. Doğu Anadolu’dan çıkan bir gencin Almanya’da gördüğü dilbilim ve tiyatro eğitimi ile başarılı bir tiyatro sergilemesi de tebrike şayan.'

Prof. Dr. İlber Ortaylı - Milliyet >>


Goethe´nin en önemli çalışmasından sahneye uyarlanan oyun, Tiyatro Ti sahnesinde izleme olanağına eriştim.

'Oyun içinde oyun vardı. Metafizik düşüncesinin büyük düşünürü, okuyucusuna, izleyicisine bir şeyler sorar ve kafalarında soru oluşturmasına sağlar. Yazıldığı dönemin romantizmi vardır, konuşmalar ve anlamlar kelimelerin içinde saklıdır, o saklı olan ilk andaki algılayışın dışında başka anlamları barındırır. Anlamlar üzerine düşünüldüğünde derinliğini ele verir.'
Galata Gazete12.12.2010 / İsmail Cem ÖZKAN
 >>

Faust İstanbul’da
'Tanrısal, insani ve şeytani anlatımları barındıran oyunda Zorlu’nun, vücut dilini kullanımı da oldukça başarılı bir oyunculukla karşı karşıya olduğumuzu düşündürdü bize ki tek kişilik bir oyunda o fiziksel performans hiç eksilmedi. Çok az dekorun yer aldığı sahne de kah yerde süründü kah sahnenin tepesinden baktı kah eğildi kah büküldü... Siyah renkle kaplı sahneye ortasında bulunan kırmızı bir koltuk ve siyah panodan ibaret dekorun yanı sıra ışık oyunları da etkileyici bir hava katmış. Kostümleri de siyah olan oyuncunun içinden doğan ‘Faust’, izleyenleri 80 dakikalık bir tiyatro serüveninin içine sürükleyebildi.' Evrensel, 24.11.2010 / Ayşen GÜVEN
 >>

Faust Haydar’a alkış yağmuru
'Sinema, dizi film ve tiyatro oyuncusu Haydar Zorlu’nun, Almanya’nın Oberhausen Şehir Tiyatrosu’nda ilk kez Türkçe olarak sahnelediği Johann Wolfgang von Goethe’nin eseri Faust tiyatroseverden büyük ilgi gördü. İnsani, tanrısal ve şeytani çeşitlilikle dolup taşan oyun, siyah kostümlü oyuncunun içinden doğuyor ve seyirciyi 90 dakikalık tiyatro serüvenin içine sürüklüyor. Siyah renkle kaplı sahnenin ortasında bulunan kırmızı bir koltuk ve siyah panodan ibaret dekorda hızla değişen karakterler, ses, mimik,anlatım biçimi ve ışık oyunlarıyla muhteşem bir performans sergileyerek oyunun temposunu yükseltiyor. Oyun Oberhausen Şehir Tiyatrosu ‘Nihayet İstanbul - Endlich Istanbul’ adı altında mini bir festival çerçevesinde sahnelendi.' Hürriyet, 20 Mart 2010 / Erdinç ATA
 >>

Haydar Zorlu, Goethe`nin Faust eserine yeni bir bakış açısı kazandırıyor. Aktörün sunduğu tek kişilik oyun; insani, tanrısal ve şeytani çeşitlilikle dolup taşıyor.
Koelner Stadt-Anzeiger, 6 Nisan 2009 / Christine SIEFER
 >>

Hızla değişen karakterler, tek kişilik oyunun temposunu yüksek tutuyor. Yönetmen Natalia Murariu, usta bir yalınlıkla altını çizerek karakterleri güçlendirmeyi başarıyor. Koelner Illustrierte, 01.03.2009 >>

Oyunda sadece ses, mimik ve ifade biçiminin verdiği çeşitlilikle tüm karakterler siyah kostümlü oyuncunun içinden doğuyor. Haydar Zorlu`dan seyircinin ayakta alkışladığı büyük bir tiyatro şöleni. Siegburger Wochenende, 11.04.2009 / Sabine GRIPP >>

Natalia Murariu yönetiminde sahnelenen oyunda Haydar Zorlu, seyirciyi bir tiyatro serüveninin içine sürüklüyor. Tiyatro adına büyük bir akşam.
Solinger Tageblatt, 11.10.2009 / Christina BIERMANN
 >>

Tiyatro sanatçısı Haydar Zorlu
Iki büyük eserden oluşan 'Kuvayi Milliye ve Faust' adlı oyunuyla hem Cumhuriyetin modernleşme çağına, hem de Atatürk'ün 'Ya istiklal, ya ölüm' ve 'Hayatta en hakiki mürşit ilimdir' sözlerine ışık tutmaktadır.

 

Nazım Hikmet'in yazdığı "Kuvayi Milliye Destanı", işgal edilen tüm ülkelere ve ezilen halklara örnek olan ulusal kurtuluş savaşımızın anlatıldığı, edebi değeri en yüksek ve önemli eserlerden biridir. İstiklal savaşı sonucu 29 Ekim 1923 de kurulan Türkiye Cumhuriyeti'nin Devlet Tiyatrosu Muhsin Ertuğrul'un yönetiminde
1 Ekim 1949 akşamı Ankara'nın Büyük Tiyatro'sunda ünlü Alman yazarı Johann Wolfgang von Goethe'nin 'Faust' adlı oyunuyla açıldı.

 

Oyunda birinci bölüm benzersiz bir varoluş mücadelesi sonucu kurulan Cumhuriyetin nasıl zor şartlarda kazanıldığını anlatmaktadır. İkinci bölüm ise, 26 yıl süren üretim ve eğitim çabaları sonucu, Devlet Tiyatrosu'nun törenle açılışı ve dünya edebiyatının en önemli eserlerinden biri olan Faust'un Ankara Büyük Tiyatro'da oynanması, Cumhuriyetin kazanımlarının sembolik bir örneğidir.


Berlin`de Kuvayı Milliye ve Faust!
Atatürk'ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı 19 Mayıs 2017 
Cuma, Saat 20.00 Berlin Tiyatrom'da 
www.tiyatrom.de

Düzenleyen: Ulusal Kanal Gönüllüleri 

Destekleyen: Olcay Başağmez Atatürkçü Düşünce Derneği (ADD) Berlin Başkanı - Beyhan Yıldırım, Aydınlık Avrupa Temsilcisi, Vatan Partisi Avrupa Temsilcisi -
Tunay Kuru, Türkiye Gençlik Birliği Berlin Başkanı - Serap Mamati, ADD Berlin Sekreteri - Ayla Bütüner,  ADD Berlin, Ulusal Kanal Berlin Gönüllüleri - Yekta Arman, Tiyatrom Müdürü - Kazım Aydın, Almanya Veliler Birliği Onursal Başkanı - Volkan Uzunöner, Berlinli Tiyatro Sanatçısı - Okay Foçalı, Yeminli Tercüman - Orhan Önaldı, 
ha-ber.com sitesi - Hüseyin İşlek, Merhaba Dergisi

Bu renkli yansımada yaşamı buluruz.

Bir zamanlar ilk bulanık bakışlarıma görünmüş olan siz,
Tanımlayamadığım şahıslar, yeniden yaklaşıyorsunuz bana.
Bu kez sizi tutmayı denesem mi acaba?
Yüreğim o eski çılgınlığına yönelsin mi?
Sis ve dumanlar içinden yükselerek
Etrafımı sarıp başıma yığılıyorsunuz!
Peki, o halde hükmedin!
Beni çevreleyen büyülü soluğunuz tıpkı
Gençlik yıllarımda olduğu gibi gönlümü titretiyor.
Birlikte getirdiğiniz sevinçli günlerin görüntüleri yanı sıra
Bazı hoş gölgeler belirgin hale geliyor.
Eski ve yarı unutulmuş bir masalmış gibi
İlk sevginin ve ilk dostluğun izleri gözlerimde canlanıyor.
Acılar yenileniyor, şikayetler tekrarlanıyor.
Hayatın içinden çıkılmaz dolambaçlı akışı...
Benden önce ölmüş, güzel saatlerin mutluluk düşlerine
Tanık olmuş o iyi insanların adları anılıyor.
İlk şarkılarımı dinlemiş olan o ruhlar
Birazdan söyleyeceklerimi duymuyorlar artık.
Yok olup gitti o eski dost topluluğu ve ne acı ki, ah!
Uzaklaşarak kayboldu o ilk şarkımın yankısı.
Alkışları bile beni korkutan,
Tanımadığım bir topluluğa söyleniyor şarkım.
Ne var ki, şarkımın hala yaşıyor olması,
Yolunu şaşırarak dünyaya yayılması keyif veriyor.
Çoktandır unutmuş olduğum bir özleyiş uyanıyor içimde.
O sessiz ve ciddi ruhlar alemine gitmenin zamanı geldi:
Fısıltılı şarkımın belirsiz seslerle havada yayılmasıyla,
Bedenim titriyor!
Gözyaşlarımın akışını durduramıyorum.
Acımasız yüreğim, katı değil! Yumuşak!
Sahip olduğum şeylerin nasıl uzaklaştığını görüyorum,
Kaybolmuş şeylerin ise yanı başımda birer gerçek olduğunu.

Tiyatro SanatOdası İstanbul
 

Kulaksız Mah. Seferikoz Sok. No 5
Kasımpaşa, Beyoğlu
TR-34440 İstanbul

​biz@sanatodasi.biz